baris_ergin

Genç yaşta girişimciliğe atılmış ve Young New Media ile DirectIQ‘yu hayata geçirmiş başarılı girişimci Barış Ergin ile New York DirectIQ ofisinde girişimciliğe dair güzel ve samimi bir söyleşi gerçekleştirdik!  İyi seyirler…

Kısaca Barış Kimdir?

Sanıyorum, 18 yaşından beri kendi işlerimi kurduğum ve kendi işlerini yapan ve bir şekilde de yazılımcı eğitimi olmadığı halde kendini yazılımcı olarak şekillendirip, hep yazılımla ilgili projelerde yer almış biriyim. Aslında şaşırtıcı bir şekilde turizm otelcilik okudum ama daha ilk seneki stajımda otellerde çalışmayı değil kalmayı tercih ettiğimi fark ettim ve o mesleği yapmak yerine teknolojiyle ilgili bir şeyler yapmak cazip geldi ve kendimi teknoloji işimde buldum. Teknoloji her zaman en büyük hobimdi.

Girişimciliğe ilk ne zaman atıldınız?

Liseden hemen sonra… 1995 yılında liseden mezun olduğumda ne yapabilirim diye bakıyordum. Lisenin son iki senesinde freelence sayılabilecek, harçlık kazanmak için bir şeyler yapmıştım ve kendimi bir anda teknolojiyle ilgili bir şeyler yapar buldum. Lise zamanında çevremden arkadaşım olan bir iki kişiyle de beraber iş yapalım diye başladık. Biraz bağımsızlık isteğinin etkisi var, bir yerde 9-6 çalışmak ve her gün aynı işi yapma fikri çok itici geliyordu. Tabi bunun liseden hemen sonra gelmesi çok normal; çünkü 3-4 senelik bir lise hayatı geçmiş, baskı ve düzen üzerine. Dolayısıyla herkes liseden çıkınca hemen küpe takar, saç uzatır. Bunların hepsinden ben de geçtim ama iş hayatımı da etkiledi. Biraz da ailenin etkisi var; annem sinema oyuncusu ve freelancer kategorisinde, hiçbir zaman düzenli bir işi olmadı. Dolayısıyla bende de aileden böyle bir şey oluşmuş olabilir. İşe gidip gelmek 9-6 çalışmak gibi bir durum bizim ailede yok, bende de olmadı.

Kendi şirketini kurma fikri nasıl oluştu?

Şu anki ortağım olan Çağdaş’la 1996 yılında beraber interaktif CD’ler yapmaya başladık. 2 kişi freelance iş gibi başladık ve 1-2 ay içerisinde bunun bir iş potansiyeli olduğunu gördük ve YOUNG NEW MEDIA’yı kurduk. 1996 yılından beri YOUNG NEW MEDIA var ve Çağdaş ile ortağız. CD olarak başladı, Chip Dergisi ve bir takım başka şirketlere tanıtım CD’si yaparak başladık. Sonra CD yavaş yavaş yerini internete bırakmaya başladığında tabi ki interaktif işler yapma konusundaki deneyimimizi internete taşıdık. 18 yıl oldu geçtiğimiz aylarda ve 18 yıldır da interaktif işler yapıyoruz Türkiye’de. Türkiye’nin herhâlde belli başlı bütün büyük şirketleriyle ve uluslararası şirketleriyle çalıştık.

DirectIQ fikri nasıl oluştu?

DirectIQ; 2002 yılında YOUNG NEW MEDIA’nın ajans müşterilerine email çözümü sağlamak için kuruldu. YOUNG NEW MEDIA interaktif bir tür çözümler sağlıyor şirketlere ama bir kaç müşterimiz bize dönüp toplu email göndermek istiyoruz bunun için bize çözüm bulur musunuz dedi. O dönemde 2002’deki çözümleri araştırdığımızda internette  bununla ilgili hazır kullanılabilecek çok az çözüm vardı . Dolayısıyla da zaten elimizde yazılım ve tasarım ekibimiz olduğu için ürünü yaptık. Ürün 2002 ile 2008 yılları arasında sadece Türkiye’deki ajans müşterilerine YOUNG NEW MEDIA hizmeti olarak var oldu. 2007’de yurt dışındaki kontaklarımızla iletişimimiz sonucunda bu ürünü global bir ürün haline getirmeye karar verdik. Çünkü ürün çok iyi bir hale gelmişti, müşterilerden çok iyi feedback alıyorduk. Ve onun neticesinde ürünü neden dünya çapında yapmayalım, niye küçük pazara oynayalım dedik ve global hale getirdik. 2007 sonunda New York ofisimizi açtık. DirectIQ’yu tamamen bağımsız bir şirket haline getirdik. YOUNG NEW MEDIA’nın bir ürünü olmaktan çıktı ve tamamen ayrı bir şirket oldu. Yine Çağdaş ve ben-YOUNG NEW MEDIA ortakları directIQ da aynı ortaklık yapısıyla varlar.  Yüzde yüz Türk sermayesiyle New York merkezli şirket olarak kuruldu. O günden beri de giderek büyüyor, şu anda operasyonu iki ülkede. Hem İstanbul’da hem New York’ta DirectIQ ofisi var. İki tarafta da ekip var. Onun dışında değişik ülkelerde dışarıdan bize iş yapan bir ekibimiz var. %100 YOUNG NEW MEDIA olarak başlayan iş ağırlığımız şuanda %90 DirectIQ %10 YOUNG NEW MEDIA seviyesine kadar geldi.

Başlangıçta kaç kişiydiniz. Sizin göreviniz neydi?

Aslında YOUNG NEW MEDIA kurarken 1996 yılında yaptığımız aynı yapılanmayı yaptık. Yine 2 ortak, Çağdaş ile ortağız. Ben yine işin daha çok teknik ve yazılım rollerini üstlendim. Aslında bir nevi hobi projesi, yan proje olarak başladığı için de baştan bir ekibi yoktu; sadece ikimiz idare ediyorduk. Sonra iş büyüdükçe önce müşteri desteği için insanlar katıldı ekibe, sonrasında yazlımı ekibinin biraz daha takviye edilmesi gerekti. Ama şirketi iki kişi kurduk.

DirectIQ’da şuan kaç kişi çalışıyor?

Şuan 12 kişiyiz toplamda. Bunların 3 tanesi Amerika coğrafyasında gerisi Türkiye ekibi. Bunun ağırlıklı sebebi de birincisi Türkiye’de uzun zamandır ajanstan beri çalıştığımız insanları bu kadroya kaydırarak devam etmeyi tercih ettik. İkincisi Türkiye’de biraz daha Enterprise seviyesinde dediğimiz çok büyük ölçekli şirketler de kullanıyor. Amerika veya global pazarda küçük ve orta ölçekli şirketleri hedefliyorduk ama Türkiye’de çok büyük ölçekli holdingler de kullandığı için oradaki ekibi biraz daha takviye etmemiz gerekti.

DirectIQ sizce neden başarılı oldu?

Bence en büyük etkisi şu; biz YOUNG NEW MEDIA’daki en büyük uzmanlığımızla ürünün çok güzel gözükmesi, yani tasarımı, işlevselliği, kullanım kolaylığı ama bir yandan da  YOUNG NEW MEDIA’da güzel çalışan, arka planda güçlü bir alt yapısı olan ürünler yaptık 10 yılı aşkın bir süre boyunca. Ve DirectIQ’yu yaparken de bu birikimi aynen kullandık. Hem çok güzel gözüksün hem kullanımı kolay olsun bir yandan da çok güzel çalışsın, altında iyi bir makine olsunu yaptık. Sanırım en büyük farkı o. Çünkü Türkiye’de de dünyada da yazılım projelerinde genelde yazılımcılar ürünü yapıyorlar, çok güzel çalışan ama son kullanıcı için veya kullanacak kişiler için çok da kolay olmayan, çirkin de gözüken ara yüzler çıkıyor. Veya ajanslar bir şeyler yapıyorlar çok güzel gözüküyor ama arka tarafı tamamen boş oluyor. Sanırım DirectIQ’yu diğer rakiplerinden de öne çıkaran şey bu oldu. Hem güzel gözüküyor, hem güzel çalışıyor.

DirectIQ ve Young New Media hayalinizdeki işler mi?

Evet. Hiçbir zaman bir işi yapmış olmak için yapmadım bugüne kadar. Ajansı kurarken de çok sevdiğimiz bir işi yaparak para kazandık yıllarca. Aynı zamanda DirectIQ’da da şu anda iyi yapabildiğimiz bir şeyi yaparak para kazanıyoruz. Ajans tarafında sürekli yeni, yaratıcı işler yapmak çok eğlenceliydi. Her ay yeni bir iş çıkarıyorduk, her hafta yeni bir şey oluyordu. Yani işe geldiğiniz hiçbir gün “of yine mi bu işi yapacağım” olmuyorduk sonuçta o eğlenceliydi. DirectIQ tarafında da SaaS dediğimiz tamamen kullanıcının self servis kullandığı uluslararası bir yazlım yapmanın ve o yazılımı insanların kullanması tatmini var. Ürün şuanda 24 saat kullanılıyor ve biz 24 saat bir şey yapmıyoruz sadece gözlemliyoruz aslında.

Paralelde yürüttüğünüz başka işler var mı?

Dönem dönem oldu. YOUNG NEW MEDIA zamanında da başka girişimlerimiz olmuştu mesela beyazperde.com Türk sinema sitesi, YOUNG NEW MEDIA’nın yaptığı bir üründü. Sonra 2006 yılında onu sattık. Başka bir takım portal projelerimiz de oldu. Şu anda bütün motivasyonumuz ağırlıklı olarak DirectIQ’ya gidiyor. 1-2 tane mobil aplikasyon yaptık; ben New York’a geldikten sonra ihtiyacını gördüğüm için. Bir metro uygulaması yaptık, nereden nereye nasıl giderim, hangi hatta ne sorun var için. öyle bir ihtiyaç vardı, 1-2 böyle path proje yaptık ama şunu söyleyebilirim; DirectIQ’nun faaliyet alanı olan email marketing alanı çok geniş bir alan ve yapılabilecek çok şey var. Biz fena bir yerde değiliz, kendimizi dünyada ilk 10’un içerisinde görüyorum özelliklerimizi karşılaştırdığımızda ama önümüzdeki 2 sene daha kafamı kaldırmadan yeni bir şeyler yapmaya çalışsam, ürüne yeni bir şeyler ekleyecek olsam gider. Dolayısıyla da şu andaki motivasyonumuz DirectIQ; ama DirectIQ’dan sonra yeni projelerimiz olacak. İlk değildi, son da olmayacak.

Bir girişimci yola tek proje ile mi yoksa birkaç projeyle mi çıkmalı?

Kişisel görüşüm tek proje olmalı, bir şeye fokus olmalı kişi. Ama bunu sadece kişisel görüş olarak söylemiyorum, bunu çevremde çok gözlemledim. Risk dağıtmış olmak için birkaç proje yapan arkadaşlarım oldu, aynı anda birkaç projeyi yürüten. Tek projeye fokus olanlar da oldu ve her zaman tek projeye fokus olanların daha başarılı olduğunu görüyorum. Çünkü insanlar bir şeye ne kadar emek harcadığınızı, ne kadar kendinizden bir şey kattığınızı fark ediyorlar. Az bir şey koyduğunuzda onun hemen etkisini görüyorsunuz.

Yurt dışı maceranız nasıl başladı?

YOUNG NEW MEDIA zamanı 2000 yılında ortağımda bir iş seyahati için New York’a gelmiştik ilk defa ve daha şehirdeki 2. günümde ben bu şehire aşık oldum diyerek dönmüştüm. Ama tabii birincisi hemen göçme gibi bir niyetim yoktu o sırada, ikincisi zaten öyle bir niyete karar verilse bile çok kolay bir şey değil tüm sisteminizi Türkiye’de kurduktan sonra. Yavaş yavaş kurguladım onu. 2006 yılında öyle bir fırsat doğdu. Hem DirectIQ iyi bir potansiyel gösteriyordu hem de o sırada beyazperde.com’un satışı gerçekleşmişti. Dolayısıyla bir ana iş alanımız tezgahtan çıktıktan sonra DirectIQ onun yerini aldı ve DirectIQ’yu global bir ürün yapma planıyla Amerika’ya gelme kararımız oluştu. Ben 2006 sonunda New York’a taşındım. Hemen New York ofisini açtık ve New York’ta bir şirket kurduk. Gidip geliyorum tabii hala 2 ülke arasında, iki tarafa da gitmem gerekiyor. Ortağım da buraya geliyor ama benim merkezim New York artık.

Sizce herkes girişimci olabilir mi?

Olamaz çünkü çok zor bir şey. Yani şunun için söylüyorum ben yaptım, marifet olsun diye söylemiyorum. Çok fazla risk var, çok fazla ödünler vermek gerekiyor. Hayat içinde herkes hep çitin öbür tarafı daha yeşil der. Dönem dönem bana inişli çıkışlı işler yaptığımda inişler sırasında “niye bir yerlerde çalışmıyorum ki ne güzel gidip maaşımı alacaktım?” cazip gelirken bir yerlerde çok iyi maaşlı yönetici pozisyonunda çalışan arkadaşlarım dan da sürekli “Ben kendi işimi kuracağım ne dersin?” önerileri geliyordu. Dolayısıyla iki tarafa da cazip ama ciddi riskler var çünkü her şey bir yana kendi işinizi kurduğunuzda kimse size o ay sonunda çıkarıp para vermiyor. Sizin çalışanlarınız olması gerekiyor, siz kira sorumluluğu üstleniyorsunuz. Dolayısıyla kolay bir şey değil. İnsanın, ailesini ve her şeyini de çok etkiliyor. Yani cevreden de çok destek alması gerekiyor. En azından birinci derece yakın çevresinin destekliyor olması kesinlikle şart.

Girişimcilik hakkında bilinen en büyük yanlış ne?

Bir kere kolay para kazanma yöntemi değil. Öyle bir algı var kendi işimi kuracağım ve zengin olacağım algısı var ama öyle bir şey değil. Herkes teknoloji yayınlarını takip ediyor, herkes haberleri takip ediyor ve başarı hikayelerini duyuyor ama sadece başarı hikayeleri haber oluyor. Yüzlerce startup çıkıyor, bunlardan bir tanesi Facebook oluyor. Ben de Facebook olacağım diye çıkmak çok mantıklı bir şey değil; sanırım en büyük yanlış algı orada.

Bir girişimci olarak en büyük hayaliniz ne?

O değişiyor zaman içinde. Yani bundan 10 sene önceki hayallerimle şimdikiler aynı değil. 10 sene önce daha büyük motivasyonum belki zengin olmaktı biraz önce söylediğim gibi herkes öyle yola çıkıyor çünkü. Ama şimdi mesela buraya geldikten sonra burada birçok startup’a yardım etmeye başladım ve onun miktarını artırmayı isterim. Günümün daha fazla zamanını bir takım startuplara yardımcı olarak geçirmeği isterim. Şu anda birazcık yapıyorum, onu haftada 1-2 saat de olsa ama artırmak isterim onu doğrusu.

Bu mentörlük sürecinde kimler size gelmeli?

Zaten şehirde, İstanbul’da da olduğu gibi New York’ta çok sayıda kuluçka merkezleri var, yani startuplar oraya başvuruyorlar orada 3-4 ay boyunca ofis sağlanıyor bir miktar para da sağlanıyor. Orada mentörlük de sağlanıyor. Benim şu anda gittiğim, mentörluk yaptığım öyle bir yer var ve dolayısıyla o startuplarla haftada bir kere toplanıp, benim daha backgroundum teknik olduğu için CTO’larıyla bir araya gelip teknik olarak yaşadıkları sıkıntıları konuşuyoruz. Ben de onlardan bir şey öğreniyorum, bu işte öğrenmenin sonu yok. Sürekli yeni teknolojiler çıkıyor ama onlara da en azından bildiğim şeylerden yola çıkarak; hani doğrusunu bilmiyorum ama yanlışları biliyorum, yaptığım yanlışlardan yola çıkarak “bunu yapmayın” diyebiliyorum en azından.

Hiç başarısız olduğunuzu düşündüğünüz oldu mu?

Oldu. Çok büyük başarısızlık gibi görmüyorum ama inişli çıkışlı bir hayat olduğu için girişimcilik tabi ki inişleri de oldu. Sanıyorum ilk inişle başlamadım herhalde. Çıkışla başladığınızda ve sonra indiğinizde “ya tamam bu çıkışın bir inişi tabi ki olacak tekrar da çıkacağım” diye düşünebiliyorsunuz. Çıktığınızı görürseniz, inişte “ben oraya çıkmıştım, yine çıkarım” güveni oluyor insanda.

Yeniden başlıyor olsanız neyi farklı yapardınız?

Geri giderek zamanda 1996 yılında işi kurduğum zamana götürürsek kesinlikle Türkiye’de değil yurt dışında başlardım. Çünkü Türkiye için çok erkendi teknoloji startup yapmak. Türkiye’de yatırımcı olmadığı gibi teknolojiye harcanan paraya da fantezi gibi bakılıyordu dışarıdan. Dolayısıyla şimdiki aklım olsa daha erken yurtdışında başlardım. Ama şimdiki Türkiye’ye baktığımda şu anda girişimci olacak olsam Türkiye hala çok cazip bir pazar. Hem genç nüfusu çok, hem bulunduğu coğrafya çok şey ifade ediyor. Buradaki büyük şirketler o coğrafyaya yatırım yapmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla Türkiye’den başlamak hala cazip bir fikir.

Türkiye teknoloji yatırımı yapılası bir ülke mi?

Potansiyeli var. Şöyle İrlanda’nın bu tür yatırımları çekmesinin en büyük sebebi bu tür yasal düzenlemeleri yapmış olması. Vergileri de kolaylaştırdılar, şirket kurmayı da kolaylaştırdılar, operasyonu da kolaylaştırdılar. Türkiye’de şirket kurmak, tamam son 7-8 senedir şirket kurmam gerekmedi ama kurduğum zamanları hatırlıyorum o kadar bir bürokrasi ağı içerisinde, o kadar çok şeyle çırpındık ki vergi ve iş dünyası adına olan her şeyi yanlışlar yaparak öğrendim. Ve yeni 1-2 yasa çıkarsa bence Türkiye’ye çok kolay startuplar çekilebilir.

Bir girişimi hayata geçirmek için sermayenin önemi nedir?

Girişimcinin kendini rahat hissediyor olması lazım gerçekten yaratıcı ve üretken olabilmesi için. Yani akşam eve alacağı yemeğinden, aybaşında ödeyeceği kiraya kadar her şeyi düşünüyor olduğunda yaratıcılığı kısıtlıyor. Ve insanlar genelde gördüğüm şey o oluyor sıfır parayla başlarlarsa ve dayanma güçleri yoksa bir ay uğraşıp bir ayın sonunda pes edip, çok erken beyaz bayrak kaldırıp, sonra bir yerde işe giriyorlar ve vazgeçiyorlar o rüyalarından. Dolayısıyla sermayenin öyle bir etkisi var ama sermayesiz başlanmaz diye de bir şey yok. Benim en azımdan hiçbir girişimim sermaye ile başlamadı, hep kendimdin sermeyesi.

Hiç yatırım aldınız mı?

Öyle bir arayışımız olmadı. YOUNG NEW MEDIA’nın ilk zamanlarında bize destek veren, çok küçük olduğumuz halde bize iş veren müşterilerimiz oldu. Onların bir ekonomik desteği var tabi ki, ama yatırımcı desteği hiçbir zaman almadık. 90’lı yılların sonu 2000 yılların basında Türkiye’de öyle bir yatırımcıların dolaştığı, herkesin yatırım dağıttığı bir dönem değildi. DirectIQ’nun şansı dediğim gibi Seat Capital sayılacak başlangıç yatırımını YOUNG NEW MEDIA koyabildi. Şimdilerde DirectIQ’nun bir adım daha büyümesi için yatırımcı adayları var görüştüğümüz, onlar da bize geliyor ürün çok göz önünde olduğu için. Karşı da değiliz, yatırım geldi de hayır demedim ama aramadım da hiçbir zaman diyebilirim.

Bir girişim ne zaman yatırım almalı?

Sadece fikir yatırım almak için yeterli bir şey değil bir kere o kesin. “Ya benim şöyle çok güzel bir fikrim var” diyerek yatırımcı aramaya başlamak o vakit kaybı. “Minimum Valueable Product” denen, aslında ürünü çalışır gösterebilen, para kazanmaya hazır olması gerekmiyor ama en azından çalıştığını gösterebilen bir ürünle çıkmak yatırımcıyı etkiliyor. Yani “benim böyle bir fikrim var bakın görün” deyip ürünün kendisini göstermek gerçekten işe yarıyor. Dolayısıyla da hani ilk ay değil ama birkaç ay sonra yatırımcının karşısına çıkmak biraz daha gerçekçi.

Cebinde parası olan herkes melek yatırımcı olabilir mi?

Olamaz, çünkü aynı girişimcilikteki gibi melek yatırımcılıkta da bir risk var. Yani 10 projeye yatırım yapıyorsanız dokuzunun batacağını kabul ederek başlamanız lazım, yoksa sadece garanti projelere girersiniz o da melek yatırımcılık değil zaten. Risk yatırımı yapıyorsunuz aslında bunu kabul etmek lazım, bankaya paranızı koymak gibi bir şey değil bahsedilen. Dolayısıyla herkes olamaz evet ama ekonomik büyüklük olarak sorarsanız bir startupa başlangıçta 25 bin dolar gibi aslında çok küçük sayılabilecek bir parayı vermek bir o startup’ın ayaklarının üzerine kalkmasını sağlayabiliyor, dolayısıyla melek yatırımcılık pahalı bir şey değil.

Günde ortalama kaç saat çalışıyorsunuz?

Aktif bilgisayar basında program yazdığım ya da bir şeyler yaptığım zaman giderek azılıyor çünkü birincisi biraz yoruldum, o dönemlerde insanlar biraz yavaşlatıyorlar çalışmayı, şuan öyle bir dönemdeyim mesela ama çalışmak anlamındaki çalışmak herhalde uyumadığım bütün zaman. Çünkü her an sistemleri gözetlemem gerekiyor, işlerin nasıl gittiğine bakmam gerekiyor her an email geliyor. Ajanstan farklı olarak DirectIQ 49 ülkede kullanılıyor ve 4000’i aşkın firma kullanıyor. Bu şu demek DirectIQ’nun ölü zamanı yok. Türkiye saatlerinde yoğun mesela örnek veriyorum sonra Avrupa’dan Amerika’ya geçiyor. Doğu yakasından, batı yakasına geçiyor tam batı yakası bitti derken Avustralya’daki, Singapur’daki müşterilerimiz başlıyor. Dolayısıyla da benim en azından her an ulaşılabiliyor olmam, her an işler yolunda mı bir bakıyor olmam gerekiyor. Herhalde 7 saat uyuduğumu düşünürsek 17 saat günde çalışıyorum diyebilirim.

Girişimci olmak özel hayatınızı etkiliyor mu?

Etkiliyor. Sonuçta sosyal hayatınızı tamamen işe göre şekillendirmeniz gerekiyor. İzin diye bir şey yok eğer kendi işinizi yapıyorsanız. İçlerinde en sakin olduğunu düşündüğünüz zamanda bir yere kaçabiliyorsanız kaçıyorsunuz ama benim yılda 6 hafta iznim var 2 hafta tatile gidiyorum gibi lüksler olmuyor tabi. Ya da hayatınızdaki özel kişinin, evdeki bekleyen kişinin o akşam bir sorun çıktığı için saat 11-12 ye kadar çalışacağınızı ya da gece ofiste kalmanız gerektiğini kabul etmesi gerekiyor, biraz yükü var. Artıları da var eksileri de var açıkçası dengeliyor sanırım.

Türkiye’deki girişimcilere tavsiyeleriniz neler?

Bir şeye inanıyorlarsa, ellerinde bir ürün ya da fikir varsa ve onu yapabileceklerine inanıyorlarsa mutlaka onu denesinler. Çünkü en fazla birkaç aylarını ve belki birazcık birikmiş paralarını kaybedecekler ama başarırlarsa ödülü çok büyük. Bir önerim de kesinlikle global düşünsünler. Biz DirectIQ’yu da yaparken aynı şeyi yaptık. Aslında Türkiye pazarı için yaptığımız halde ürünü İngilizce yaptık birinci gününden ve dolayısıyla yurtdışına açılmaya karar verdiğimizde de çok kolay olmuştu. Türkiye pazarı çok büyük bir pazar. Ürün sadece Türkiye’ye özel de olabilir ama onun dışındaki tüm senaryolarda dışarıya açılacağını baştan kabul etmekte fazla var. İngilizce olması gerekmiyor, açılacağı pazar Orta Doğu pazarı da, Doğu Avrupa pazarı da olabilir. Ama o ihtimali düşünsünler mutlaka küçük düşünmesinler en azından.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir