eytan_daniyalzade

Genç girişimci ve Stylr’ın kurucusu Eytan Daniyalzade, girişimciliğe dair bugüne kadar yaşadıklarından edindiği tecrübeyi, Stylr’ın Walmart’a satış sürecini ve daha bir çok çarpıcı konuyu San Francisco’da VenturesZone okuyucuları için anlattı. İyi seyirler…

Kısaca Eytan Kimdir?

18 yaşına kadar İstanbul’da yaşadım, sonrasında San Francisco’ya Stanford’a geldim okul için. 4 sene elektrik okudum, sonrasında 1 sene daha kaldım ve master yaptım. O zamandan beridir de farklı startup’larda çalışıyorum. En başta AdoptTv’de, Silikon Vadisi’nde bir reklam şirketinde çalıştım. O da baya başarılı bir şirket oldu ve yakın zamanda AOL’e satıldı. Sonrasında San Francisco’dan uzaklaşmak istedim ve New York’a taşındım. Childbeat diye BetaWorks’un bünyesinde gelişmiş bir şirkette çalıştım. İlk girdiğimde 7 kişiydi. Şirket 50 kişiye yaklaşınca, iki tane startup görmüş oldum ve kendi şirketimi kurmayı deneyeyim dedim ve Stylr’ı kurdum.

Stylr nedir? Ne yapar?

Stylr, özetle söylemek gerekirse kıyafet bulmak için kurgulanmış lokal bir arama motoru. Perakendecilerin stoklarına bir şekilde ulaşıp kullanıcılara bu bilgileri ulaştırıyoruz. Örneğin sen bir tane alışveriş merkezine gittin ve alışveriş merkezinde bir ürün arıyorsun, mesela bir bot. Elinde şu anda olan seçenek dükkan dükkan gezip o ürünü aramak. Diğer alternatif de Stylr’ı kullanıp, Stylr’a neyi istediğini söyleyip o ürünün hangi dükkanda olduğunu göstermesi. Bizim yapmaya çalıştığımız aslında internetteki alışverişi fiziksel dünyaya getirmekti. Fiziksel dünyadaki dükkanların ürünlerini internette nasıl alışveriş yapıyorsan o şekilde aranmasını sağladık. Bunun bir aşama ilerisine de gidip cep telefonunda bulduğun ürünü cep telefonundan direk rezerve edebilmeni de sağladık. Bu sayede mesela sen ertesi gün yapacağın alışverişini planlıyorsun ve aradığın ürünü buldun, hemen evinin yakınında veya alışveriş merkezinde o ürün var. O ürünü rezerve edip iki gün içerisinde onu deneme fırsatın olabiliyor.

Stylr’ı ilk kurma fikri nasıl oluştu?

Stylr da bir çok girişim gibi aslında en başında yola çıktığımız fikrin baya bir gelişmiş safhası. Bizim en basında kafamızda olan hipotez dükkanlarla yada daha geniş kapsamlı söylemek gerekirse iş yerleriyle son kullanıcı arasında bilgi kopukluğu olmasıydı ve bunu çözmek için farklı alanlarına baktık mesela bu bilgi kopukluğu nerede var, belli bir dükkandaki stokları hiçbir şekilde bilmiyorsun, belli bir dükkan aynı zamanda o dükkan senin hakkında bir şey bilmiyor. Mesela A dükkanı, o dükkana gelecek kullanıcılara alışveriş yapacak kişilerin bir tanesine daha önceki alışverişlerinden dolayı belli bir indirim vermek isteyebilir diğerine de vermek istemeyebilir. Özetle kullanıcı ile dükkan arasında bilgi eksikliği var. Bizim yapmaya çalıştığımızda kullanıcı ile dükkanlar arasında bilgiyi daha şeffaf hale getirmek için bu projeye başladık ve gittikçe belli bir alana yoğunlaşmaya karar verdik. Uzun vade de kıyafet dükkanlarına yoğunlaşmaya karar verdik. Bunun nedeni de bizim innancımıza göre alışverişin büyük bir yüzdesi uzun vadede internete kayacak. Kitap alışverişi tamamen internete kaydı, müzik, entertainment da internete kaydı. Teknolojik aletler de büyük ölçüde internete kaydı; ama belirli alanlar var ki kıyafet gibi, meyve sebze alışverişi gibi… Kişinin o ürünleri belli tecrübe etmesi gereken alanlar ondan dolayı bizde o konulara yoğunlaşmaya karar verdik.

Stylr’ı kaç kişi kurdunuz?

Stylr’ı Stanford’dan çok iyi bir arkadaşım olan Berk ile kurduk. O da doktarısını yapıyordu ve uzun bir süre boyunca o doktorasını yaparken ben de bunun üzerine çalışırken sürekli bir fikir alışverişinde bulunuyorduk. Doktorasını bitirmeden bile Stylr üzerine çalışmaya başladık. Hatta ilginç bir süreç oldu, tezini verdi ama savunmasını vermeden direk onu ikna ettim ve New York’a geldi ve stylr kurduk ve 1 sene geçti sonrasında ailesinin baskılarına dayanamadı Stanford’a gitti, 2 ay içerisinde doktorasını verdi ve New York’a geri geldi. Ondan sonra tabii takımı büyüttük.

Başlangıçta görev dağılımı nasıldı?

Başlangıç sureci biz ikimizde teknik ve ürün ağırlıklı kurucular olduğumuzdan dolayı, başlangıç sureci de zaten bizim daha iyi bildiğimiz konulara yoğunlaşarak geçti. 3-4 ay sadece ürünü geliştirdik orada teknik olarak görev dağılımı yaptık. Berk daha fazla cep telefonu tarafında çalıştı ben de data toplama kısmı üzerine çalıştım. Ama ondan sonra berk CTO’luk görevini aldı, ben de geri kalan bir sürü kısmı yapmak zorunda kaldım.

Stylr’ın Walmart’a satış süreci nasıl gelişti?

Uzunca bir süreç oldu aslında bu. Biz 2012 yazında DreamIt Ventures diye bir kuluçka merkezine girdik ve oradan çıktığımızda New York’ta olan özel bir şirket, yüklü bir founding almış bir şirket, bizim yaptığımız ürünle baya ilgileniyordu. Ve o sırada bizi satın almak istedi 2012 Eylül ayında oluyor bizim için çok erken bir zamandı o sırada şirketi satmamız için. Onun için o konuşmaları erteledik. Ocak 2013’e geldiğimizde o şirket tekrar bize ulaştı ve o bizim foundraising dönemimize denk geldi. Biz de biliyorduk ki sermaye alımı yaparsak o opsiyonu değerlendiremeyeceğimizin farkındaydık. Onun için konuşmaya başladık o şirketle ve kısa sürede o şirketin çok ciddi olduğunu ve bizi satın almak istediğini öğrendik. Hal öyle olunca biz de diğer daha önceden temasta olduğumuz şirketlerle de temasa gecik ve o sırada Walmart ta bizimle ilgilendi. 2-3 aylık süren bir süreçten sonra iki taraftan da bir teklif aldık. Sonra Walmart’ın bizim için daha uygun opsiyon olduğuna karar verip, Walmart’a gitmeye karar verdik.

Yatırım aldıktan sonra Stylr’da neler değişti?

Aslında Walmart şirketi satın aldı ve teknolojisini kendi bünyesine adapte edip asıl ürün olan stylr’ı kapattı. Walmart’ın bizim geliştirdiğimiz teknolojide ilgilendiği iki tane asıl alan vardı. Birincisi biz insanların mobil mecrada gördüğü ürünleri dükkan almak için gittikleri süreci takip eden bir algoritma geliştirmiştik bunun en önemli kısmı da parakendecilerin çoğu veya reklam verenlerin çoğu fiziksel mecrada alınan ürünleri veya o kullanıcıyı nasıl etkilediklerini takip edemiyorlar. Biz onu stylr için geliştirmiştik ve onu Walmart’a adapte ettik. İkinci kısım da internette o ürünü bulup, rezerve edip dükkanda alma sürecini, o process te baya bir teknoloji geliştirmiştik onların hepsini şuanda Walmart’a adapte ettik, onun dışında stylr ürün olarak kapatıldı.

Stylr sizce neden başarılı oldu?

Parakendecilik teknolojileri olarak yapılan bir çok ürün var ama genellikle yapılan ürünlerin çoğu internetten satışta kalıyor. Bizim yapmaya çalıştığımız ve ilgilendiğimiz konu interneti kullanıp fiziksel mecrada alışverişe yoğunlaşmak oldu. Asıl alışverişin +95’i fiziksel alanlarda oluyor. Bence bizim daha önceden çok fazla denenmemiş ve aynı zamanda da büyük bir markete hitap eden bir alana yoğunlaşmamızın bizim başarımıza faydası bulundu.

Stylr’ı New York’ta kurmanın başarıda etkisi ne oldu?

Tüm parakendecilerin karar mecraları New York’ta aslında. Birçok parakendecinin ya New York’ta çok önemli bir satış ve medya ofisleri var ya da onların genel olarak ana merkezleri New York’ta. Yaptığımız iş zaten çok fazla parakendecilerle ilişki gerektiren, onlarla ilişki kurmayı gerektiren bir iş olduğundan dolayı çok faydası oldu. Diğer faydaları da medya sektörüne yakın olmasından dolayı medyada adımız duyuldu ve o tabii uygulamaya download şeklinde çalışıyorsan çok faydası var. Ayrıca New York’ta, Silikon Vadisi kadar olmasa bile belli bir teknoloji ekosistemi var bu yatırımcısından tut teknolojiyle ilgili developerından, ürün geliştirmeden anlayan insanlara kadar. Şirketin önemli olan kısımları satış pazarlama ve ürün üretim kısmı için gerekli yetenek New York’ta bulunuyordu.

Stylr hayalinizdeki noktaya ulaştı mı?

Stylr satmış olmamız bence bizim için çok büyük bir başarı ama bir taraftan da benim idealimde olan aslında şirketi daha da büyütüp kendi basına ayakta durabilen ve uzun bir vadede belki halka açılabilecek bir şirket kurmak. Bence başarılı oldu ama hayalimdeki daha büyük olmasını isterim.

Stylr’dan sonraki hedefiniz ne?

Girişimcilik sonuçta hayatın belli bir evresinde gerçekleştirip “tamam ben güzel istediğim şirketi kurdum bitti artık” diyebileceğin bir şey değil. Belli bir tecrübe, belli bir yol izliyorsun girişimcilik yaparken ve bu yolun farklı bölümleri var. En başta bir girişim kuruyorsun onu başka bir şirket bünyesinde satıp o bünyede çalışıyorsun, o şirketin yaşadığı problemleri görüp tekrar bir girişim kuruyorsun. Yani benim amacım ilerde de tekrar girişimlere farklı girişimler kurmak. Kimi daha uzun soluklu olur, belki belli zamanla birkaç tane farklı projeye yönelirim ama uzun vadede yeni projelerle çıkıp onları büyütmek, yürütmek isterim.

Neden girişimci oldunuz?

Benim aslında en başta ilgim büyük şirketlerdi doğrusunu söylemek gerekirse. En basta McKinsey’de ve Microsoft’ta staj yaptım. Böyle şirketlerde çalıştıktan sonra fark ettiğim şeylerden birincisi çalışan olarak büyük vizyona çok fazla katkıda bulunamadığım oldu. Belli ve çok sınırlı bir yerde kalıyor. İkincisi de o şirketlerin genel olarak hantal olması. Hantal olmasının çok geçerli nedenleri de var. O şirketlerin bir girişim kadar risk alabilecek durumları yok. Onun nedenini çok iyi anlıyorum ama bunun benim ılgımı çeken bir şey olmadığını gördüm. Ben kendimin daha fazla söz sahibi olup daha fazla etki bırakabilecek şirketlerde çalışmak istedim. Yani benim gözümde bunu yapabilmenin, etki bırakabilmenin ve bir şeyleri değiştirebilmenin en doğru yolu girişimcilik

Para kazanmak için mi girişimci oldunuz?

Hayır. Ama tabii ki para kazanama isteği de bunun bir parçası. Para kazanma yani asıl. Her girişimcinin de söylediği gibi asıl olarak amaçladığın şey, belli bir etki bırakmak, belli şeyleri değiştirebilmek ve dünyayı senin doğru gördüğün yönde birazcık da değiştirebilmek. Yani asıl bence girişimciliği tatmin eden şey bu. Asıl motivasyon kaynağının da bu olması lazım. Ama bunun iyi tarafı zaten, doğru işleri yaptığın zaman, doğru etkileri yaratabildiğin zaman bunun da finansal getirisi, eğer yapabilirsen büyük bir şirkette çalışmaktan daha yüksek oluyor.

Girişimci olmak özel hayatınızı etkiledi mi?

Özel hayatı kesinlikle çok fazla etkiliyor doğru söylemek gerekirse. Stylr günlerinde doğrusunu söylemek gerekirse her gün çalışıyorduk yani haftada 7 gün. Aslında belli bir süreç vardı ki, uyanık olduğumuz her an çalışıyorduk nerdeyse ya da Stylr’ı düşünüyorduk. Ben ama ben bu yaklaşımı da çok savunmuyorum aslında. Çok sıkı bir şekilde çalışmak gerekecek. Ama dengeyi kurmak çok önemli, çünkü kendi girişimin olsa bile bir yerden sonra insan yoruluyor ve bir yerden sonra sağlıklı karar vermeyi bırakıyor. Çalışmak ve aynı zamanda özel hayatı devam ettirmek, dengeyi kurmak çok önemli.

Başarısız olduğunuzu düşündüğünüz bir an oldu mu?

Kesinlikle oluyor tabi. Yani girişim çok duygusal olarak çok zor bir şey zaten. Çünkü yüksekleri çok yüksek. İyi hissettiğin zamanlar çok iyi hissediyorsun kendini ama aynı zamanda da bazen çıkışı göremediğin zamanalar çok doğal olarak oluyor. Bence burada yapılabilecek en önemli şeylerden biri girişimi tek başına kurmamak. Yanında hem saygı duyduğun hem de iyi anlaştığın ve aynı zamanda sana da yani birbirinize destek olabileceğiniz birisiyle yapmak çok önemli bence. Tabii ki tek başına kurup başarılı olabilirsin ama bunlar daha tecrübe ile başlayan insanlar oluyor. Özellikle yeni başlayan girişimcilere tavsiyem tek başına kurmamaları. Bence ideali 2 kişi bazen 3 kişi oluyor. Bunun bir avantajı da zaten iki tarafın yaşadığı duygusal çalkantılar birbirini dengeliyor. Öbür taraf duygusal olarak biraz daha karamsarlığa kapıldığı zaman diğer girişimci kendini zaten sorumlu hissediyor o durumdan çıkarmak için. Birincisi o. İkinci önemli olan şey de aslında pes etmemek. O pes etmemek konusu da ilginç aslında. Çünkü pes etmemek kesinlikle bir girişimcinin sahip olması gereken bir yeti ama aynı zamanda da bazen çılgınlığa da kayabilecek bir şey. Pes etmemek gerekiyor çok önemli. Ama aynı zamanda da bir yere gitmediği de gördüğün zaman inadı bırakıp, havlu atman da gerekebilir belli durumlarda. Ama çok uzun bir süre pes etmemen gerekiyor.

Yeniden başlıyor olsanız, neyi farklı yapardınız?

Hangi girişimci olduğuna bağlı. Bazı girişimciler ürün odaklı girişimciler, bazıları satış odaklı girişimciler. Ben ürün odaklı girişimciyim. Backgroundumdan da kaynaklanarak söylüyorum. Belki bizim yaptığımız yanlış, daha değişik yapmamız gereken şeylerden bir tanesi kendi ürünümüzü geliştirmeden market analizini çok ciddi şekilde yapmak. Girişimciler genel olarak heyecanlı insanlar oluyor ve erkenden hemen ürünü geliştirelim bakalım ondan sonra ne olacak diye. O çok önemli tabii. Sürekli bir aksiyonda bulunmak çok önemli ama gerçekten ürünü geliştirmeden ve çok büyük bir yatırım yapmadan o ürünün markette farklı insanlardan çok fazla geri bildirim alabilmek mümkün. Oraya baya bir önem gösterirdim. Ve aynı zamanda girişimciliğini çok önemli kısımlarından bir tanesi de çevrende olan insanlar. Mentorlardan tut da sana uzan vadede, ilerde yatırım yapabilecek başka insanlarla yakın olabilmek çok önemli. Girişimciliğe başlamadan önce networkumu genişletmek için de baya bir uğraşırdım herhâlde.

Girişimci kimdir, herkes girişimci olabilir mi?

Bence belli bir karakter yapısı gerektiriyor. Girişimciliğin gerektirdiği en önemli şeylerden bir tanesi, belirsizlikle mücadele edebilmeyi becerebilmek. Büyük bir şirket içerisinde de bir girişimci olabilir. Belki olağan şeylerden olduğu gibi memnun olmayan ve onları değiştirmeye çalışan, bu yolda belirsizliklere de razı olan insan. Genellikle girişimcilik dendiğinde teknoloji girişimcileri aklımıza geliyor ama belki insani yardım kuruluşlarında vb.deki insanlar da girişimci, Teknolojinin dışında da bir suru alanda da girişimciliğe açık.

Girişimci tek proje ile mi yola çıkmalı?

Bence girişimcinin ilk girişimiyse farklı olabiliyor. Şu anda tabii daha önce de konuştuğumuz gibi laboratuvar ortamları birkaç tane girişimi aynı anda yürütülen girişimler birazcık moda ama gerçekten değişiklik yaratabilecek bir girişim kurmak gerçekten çok fazla vakit çok fazla ilgi, çok fazla her türlü yatırım gerektiriyor. Onun için bence ilk girişim, ilk defa girişim yapan insanlar için tavsiyem bence belli bir konuya odaklanmak. Belki belli bir konuya odaklanmadan önce bir suru farklı fikir düşünmüş olabilirler ama onların arasında bir yerden sonra belli bir tanesini seçmek en doğrusu.

Sermaye olmadan bir girişim hayata geçirilebilir mi?

Tabi, biz çok uzun bir sure aslında sermaye almaktan çekindik, çünkü sermaye aldıktan sonra karar verme mekanizması yavaşlıyor, daha fazla insanı sürekli karara dahil etmek gerekiyor. Ama yatırım almadan bunu yapıp yapamayacağın tabi kurucu takımın tecrübesine bağlı. Kurucu takım eğer teknoloji ürünü geliştiriyorsa ve kurucu takımda bir teknoloji yoksa bence çok sağlıklı bir durum değil zaten bu o kurucu takımda belli bir sermaye kullanmadan ürün geliştirmesi çok zor. Ama tabii biraz önce bahsettiğim gibi o kurucu takım da market araştırması yapabilir belki bazı durumlarda bir kaç tane müşteriye daha ürün olmadan satan girişimler olabiliyor o durumda ürün olmadan önden ödeme alabilirsen müşterilerden, o paraya kullanarak da ürün geliştirebilir. İlla sermayeye gerek yok ama bu durumlarda daha fazla yatırımcıya ihtiyaç duyuluyor.

Yatırım almak için doğru zaman ne zaman?

İki tane farklı bakış açısı var burada. Birincisi yatırım almak için doğru zamana yatırım alabildiğiniz zaman. Bazıları öyle diyor. Bazı kişilere göre bunu ertelememek gerekiyor. Eğer doğru şartlarda yatırım alabiliyorsan ilk onu alıp ondan sonra yola devam etmek gerekiyor diyor bazıları.

Bazıları ise yatırıma gerçekten ihtiyaç olana kadar yatırım almamayı tavsiye ediyor. Ben aslında 2. Aşamadan, 2. bakış açısından başladım ama… Birinci bakış açısındasın da faydalarını görebiliyorum. Belli bir sermaye olması, daha hızlı aksiyon alabilmeyi, daha fazla risk alabilmeni sağlıyor.

Türkiye’deki girişimcilere tavsiyelerin neler?

Bence kesinlikle teknolojiye çok fazla önem vermekte fayda görüyorum. O ilginç bir şey bazen Silikon Vadisinde kurulan şirketlerin çoğuna bakılırsa teknolojiler mühendis veya ürün geliştirici insanlar tarafından kuruluyor. Türkiye’de benim gözlemlediğim ise bunun tam tersi daha satış ve pazarlama tarafından gelen insanlar tarafından kuruluyor. Ben aslında Türkiye’deki mühendislerin bir şekilde biraz daha yüreklenip böyle atılımlara, böyle girişimlere girmelerini tavsiye ederim. Tabi bunu yaparken bir tek mühendis bakış acısıyla yaklaşmak değil, onun nasıl bir iş olacağını, müşterilerinin kimler olacağını anlamaları gerekiyor. Benim tavsiyem daha çok mühendislere olacak. Bence mühendislerin genel olarak kendilerini daha mutlu ve daha rahat ve güvenli hissettikleri yer belki bazen bilgisayar arkasında olabiliyor. Ürünlerini geliştirirken, kod yazarken olabiliyor. Ama bence en önemlisi, orada bilgisayardan birazcık uzaklaşıp, potansiyel müşterilere veya potansiyel daha ileride şirkete almak isteyeceği insanlarla konuşup, gittiğin her yerde de kafanda olan fikirleri insanlara sunmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir